Anasayfa Bilene Sordum

Bisiklet Tutkunu Gökhan Kutluer ile İtalya’da Yaşam

Başarılı bir kariyer hayatınız varken her şeyi geride bırakıp sıfırdan başlayabilir misiniz? Birçoğumuz için bu büyük bir risk. Alışılagelmiş bir düzenimiz varken hiçbir şeyi bozmadan yolumuza devam etmek istiyoruz. Gökhan Kutluer bunu başaran isimlerden biri. Türkiye’de ünlü bir derginin editörüyken buradaki hayatını bırakıp yepyeni bir yolculuğa adım attı. Çünkü hayallerinde çok daha farklı bir dünya vardı. Rüzgarı arkasına alıp bisikletiyle doyasıya gezebileceği Bergamo, hayallerine giden yoldaki ilk durağı. Her seferinde bisiklet kültürünün yaygınlaşması ve bisiklet sporuna gereken önemin verilmesi üzerine çalışmalar yapan Gökhan, bu sıralar tutkusunu kitaba dönüştürmenin mutluluğunu yaşıyor. İlk öykü kitabı Bulut Fabrikası‘nın geliriyle kariyerine bisiklet sporunda devam etmek isteyen bir gence yarış bisikleti almayı hedefleyen Gökhan Kutluer ile İtalya’ya yerleşme hikayesini ve bisiklet tutkusunu konuştuk. Bu arada kendisi nefis fotoğraflar çekiyor. @gokhankutluer Instagram hesabını da takip edebilirsiniz.

Birçok kişinin hayallerini süsleyen bir ülkede, İtalya’da yaşıyorsun. Taşınmaya nasıl karar verdin?

Aklında hep gitmek olan o insanları bilirsin… Kök salmayı düşünmezler ve uzun vadeli gelecek planı yapmazlar. Varmaları değil gitmeleri ilke edinir, hayatlarını ona göre yaşarlar. Aslında hep bir yerlere taşınırlar… İşte ben de onlardan biriyim. Hatta şu an bu cümleleri bile Milano’dan Floransa’ya giden 19:55 treninden yazıyorum.

Türkiye’den ayrılmak üniversite yıllarımdan beri aklımdaydı ve esasında öyle net bir karar verme sürecim de olmadı. Kendimi kültürüne, gelenek ve göreneklerine ait hissetmediğim bir toplumla yaşamak her geçen gün daha da zorlaşmaya başladığı için buna daha fazla katlanmak istemedim. Üstelik ilk kitabım Bulut Fabrikası’nı da bitirmem gerekiyordu ve yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Bu yüzden gezdiğim ülkeler arasında bana en çok ilham veren İtalya’yı seçtim.

İtalya’ya yerleşenler çoğunlukla Roma’yı ya da Milano’yu tercih eder, Bergamo fikri nasıl ortaya çıktı?

Türkiye’deki bisiklet sektöründe yapabileceklerimin sona dayandığını hissettim. Ne medya ne de sektör anlamında bisiklet için yapabileceğim bir şeyler kalmamıştı. Daha doğrusu, yapabileceğim şeyler vardı ama onları birlikte yapabileceğim kişiler yoktu. Yol bisikletinin en popüler olduğu ülkelerden biri olan İtalya, bu anlamda benim için oldukça uygun gözüküyordu. Google Maps’i karşıma alıp ünlü İtalyan markalarının hepsinin adresini tek tek işaretledim. Sonra da o haritanın bir çıktısını aldım. Büyük bisiklet firmaları genel itibariyle İtalya’nın kuzeyinde yer alıyordu. Bergamo ve çevresinde bulunan De Rosa, Colnago, Bianchi, FSA, KASK, Santini, 3T ve sayamadığım daha bir sürü marka benim için potansiyel iş imkanı demekti.

Diğer yandan, İstanbul gibi bir şehirden sonra yeniden bir başka büyük şehir tercih etmek yerine küçük bir şehirde bir süre dinlenmek istedim. Doğası, az nüfusu, bisikletli insanlarının çokluğu ve bir sürü başka sebep daha beni Bergamo’ya sürükledi. Burada evden çıktıktan 10-15 dakika sonra kendimi Ön Alpler olarak geçen dağlardan birine tırmanırken buluyorum ve bu benim gibi yol bisikleti tutkunları için mükemmel bir imkan.

İtalya’ya oturma iznini nasıl aldın? Süreç nasıl işledi?

Ben buraya turist vizesiyle geldim. Turist vizesiyle maksimum 90 gün kalınabildiği için çok fazla vaktim yoktu. Hemen her gün iş aradım. CV yollamak, tanıdık bulmaya çalışmak, bizzat gitmek… Hepsini denedim. 80 günün sonunda birçok bağlantı kurmuş, bir sürü iş görüşmesi yapmış olarak İtalya’dan Karadağ’a geçtim. 10 gün erken ayrıldım çünkü olası bir olumlu geri dönüşte evrak işlerini yapabileceğim kadar gün sayısı cepte olmalıydı.

Neden Karadağ?

Türkiye’ye dönmemeye yemin etmiştim. Dönersem kendimi başarısız sayacaktım. Direnmek, biraz daha savaşmak istedim. Karadağ’a gitmeden önce bir sürü otele e-mail attım. “Yeteneklerim bunlar, bana oda ve yemek verin ben de sizin için çalışayım’” dedim. Dönüş yapanlar arasından bir tercih yaptım ve o yazın iki ayını Karadağ’da iki tişört iki şort ve sonra Bergamo’da çaldıracağım; sayısız anı biriktirdiğim bisikletimle geçirdim. İtalya’dan gelen olumlu haber üzerinde Karadağ’daki konsolosluktan babama vekalet verdim. Böylece İstanbul’daki İtalyan konsolosluğunda evrak işlerimi o halletti. Bana sadece işe başlamak kaldı. Çalışma izni iki haftada çıktı. Onunla beraber başvurduğum oturma izninin çıkması da çok uzun sürmedi.

İtalya’da iş bulmakta sıkıntı çektin mi?

İtalya’da işsizlik oranı biraz yüksek. Çok parlak bir gençliği olduğunu da söyleyemem. Ben şu an üçüncü işimde çalışıyorum. İş bulmam kolay oluyor çünkü alanım biraz niş kalıyor. Bisiklet sektöründe kazanılan paralar öyle çok da büyük olmadığı için gençlerin çok da eğildiği bir alan değil. Aile eğitimi, okul eğitimi, toplumun yazılı olmayan kuralları derken bir sürü filtreden geçen fotoğraf gibi asıl renklerimizi kaybediyoruz. Kim olduğumuzu, neler yapabileceğimizi, çocukluk hayallerimizi ve o hayalleri kovalayacak motivasyona sahip olduğumuzu unutuyoruz. Tüm bunlardan sıyrılmak, Türkiye’de bir derginin editörüyken, birkaç ay sonra otelin birinde çıplak ayaklarla internet sitesi tasarlamak, mecbur kalınca başkalarının yataklarını toplamak, para bitince üçe aldığın suyu beşe satmak ve daha bir sürü başka şey yapmak zorunda kaldığımda garip bir şekilde çok mutluydum.

İnsan ırkının masa başında oturmak üzere tasarlandığını düşünmüyorum. Sahip olduğumuz her şey akıllanırken biz müthiş bir hızla aptallaşıyor, zekamızın kıvraklığından çok şey kaybediyoruz. Bu yüzden de konfor alanımızı bırakıp gitmek her geçen gün daha da zorlaşıyor çünkü dışarıdaki dünyadan korkuyoruz.

İstanbul’dan sonra Bergamo’ya alışmakta zorluk yaşadın mı? Daha önceden İtalyanca biliyor muydun?

2008 yılında Siena’ya Erasmus sayesinde gelmiş, yedi ay kadar kalmıştım. Öncesinde İstanbul’da, sonrasında da Siena’da İtalyanca kurslarına gitmiştim. Dolayısıyla yaşamımı sorunsuz sürdürebilecek kadar İtalyancam vardı. Bergamo oldukça küçük. Bocaladığım oluyor ancak ne zaman büyük şehirlere seyahat etsem, Bergamo’ya koşarak geri dönüyorum. Sanırım biraz daha sürem var bu şehirde… Sonrasında nereye giderim bilmiyorum ama şimdilik büyük şehir tantanasından uzak durmaya ihtiyacım olduğunun farkındayım.

Bergamo’da hayatın nasıl geçiyor? Neler yapıyorsun?

Sözleşmemi değiştirdim ve çalışma saatlerimi sekizden altıya düşürdüm. Daha az kazanıyorum ama bunu dert etmiyorum çünkü kendime, yazılarıma, arkadaşlarıma ve kedime daha fazla vakit ayırabiliyorum. Sabah işe bisikletle gidiyorum. Yolum on dakika kadar sürüyor. Dönüşte de bazen tek başıma bir yerlerde oturup bir şeyler karalıyor, sonra da eve geçiyorum. Yemek yapmayı seviyorum. Onun da temelinde ortaya sıfırdan bir şeyler koymak olduğu; üretmek olduğu için hoşuma gidiyor. İleride belki kurslara gider kendimi biraz daha geliştiririm.

Hafta sonları yaptıklarım değişiyor. Bazen tüm gün bisiklet tepesinde oluyorum, bazen sadece fotoğraf çekmeye çıkıyorum, bazen tamamen yazmaya odaklanıyorum ve bazen de seyahat ediyorum. Bu ay sonunda İtalyanca kursum başlıyor. Dilimi profesyonel anlamda geliştirmek istediğim için yeni bir kursa yazıldım. 

Bergamo’ya ilk kez gelecek olanlara neler önerirsin?

Nasıl geldiklerine bağlı… Bisikletle geliyorlarsa, mutlaka bana yazsınlar. Bir sürü rota tavsiyesi verebilirim. Bergamo’nun etrafındaki dağlar ve vadiler bisiklet sürüşleri için biçilmiş kaftan. Bisikletsiz geliyorlarsa Bergamo ve çevresinde gezecek yer çok. Como, Iseo, Garda gölleri, Milano, Venedik, Bologna gibi şehirler, Trento, Bormio gibi doğal güzellikler sunan kasabalarda günlerini değerlendirebilirler. Kısa bir hafta sonu kaçamağı için geliyorlarsa, Bergamo tam da ihtiyaçları olan huzuru sağlayabilecekleri bir şehir. Güzel restoranları, şehrin tarihi kısmı ve aperitivo için bir sürü güzel alternatifi var. Bu konuda da benimle iletişime geçebilirler. Keyifle öneririm.

Sen aynı zamanda bisikletseverlerin çok yakından tanıdığı bir isimsin. Bisiklet tutkun ne zaman başladı?

Sınav denen illetle tanışana kadar bisikletten inmeyen bir çocuktum. Üniversite sonrası atıldığım iş hayatında aradığımı bulamayınca bir çıkışa ihtiyacım oldu. Kurumsal sarmaldan çok bunalmıştım. Bisikletle işe gidip gelmek için aldığım şehir bisikletiyle hayatın bambaşka renklerini görmeye başladım ve bundan vazgeçmek istemedim. 2012 yılından bu yana hayatımda olan bisiklet için bir şeyler üretmeyi çok seviyorum.

Bisiklet senin için ne ifade ediyor?

Özgürlüğü ve isyanın farklı bir formunu temsil ettiğini söyleyebilirim. Ancak bu noktada özgürlüğün içini doldurmak gerekiyor. Özgürlük toplumsal normlara kafa tutabilecek cesarette olduğunuzda olabilecek bir şey… AVM’den değil köşedeki amcadan bir şeyler almayı seçtiğinizde, seyahate çıkarken varmayı değil yolda olmayı sevdiğinizde, farklı fikirde olduğunuzu yüksek sesle söyleyebildiğinizde, hayır demesini öğrendiğinizde ve iki adımlık mesafeye metal kutuların içinde değil bisikletle gitmek istediğinizde mümkün olur. Bana göre özgürlük, kişinin içinde büyüdüğü toplumun yazılı olmayan kurallarına yabancılaşmasıyla mümkündür.

İlk kitabın Bulut Fabrikası bisiklet tutkunu yansıtan en güzel işlerden biri bence. Kitap yazmaya nasıl karar verdin?

Çok teşekkür ederim. Benim derdim dünyaya bir şeyler bırakabilmek. Bir fikir, bir fotoğraf, bir kitap… Bir şekilde hiçliğe karışacak olan ruhlarımızın başka ruhlarla etkileşime geçebilmesi için bir çatı altında buluşması gerekiyor. Bu çatı şekil değiştirebilir, bambaşka anlamlara sahip olabilir ama birleştiriciliğinden bir şey kaybedebileceğini sanmıyorum. Benim tercihim kitap oldu. Yirmili yaşların ortalarına geldiğimde basit bir hayalim vardı. İlk kitabımın son noktasını 30 yaşıma bastığım dönemde Floransa’da koymak istiyordum. 30 olmadı, 31 oldu. Floransa olmadı, Bergamo oldu. Ziyanı yok. Önemli olan kitabın kendisiydi.

Kitaptaki öykülerin hepsinde bisiklete dair bir şeyler bulmak mümkün. Bulut Fabrikası ile vermek istediğin mesaj tam olarak nedir?

Bisikletle bir sürü anı biriktirmek mümkün. Sadece ve sadece bunu anlatmak istedim. Bisikleti unutanlara onu hatırlatmak, hayatında bisiklet olmayanlara ise ipucu niteliğinde onunla neler yapabileceklerini başka pencerelerden sunmayı hedefledim.

İstanbul’da bisiklet kültürü yeni yeni yaygınlaşmaya başlasa da güvenli olmadığını düşünenler de ağırlıkta. Bu konuda neler söylemek istersin?

İstanbul’da bisiklet sürmeyi mantıklı bulmuyorum. Ne Türkiye’de ne de İstanbul’da insana, insan hayatına yeteri kadar değer verilmiyor. Bisiklet ve daha bir sürü güzel şey daha kaybolup gidiyor o şehirde…

Bisiklet ile dünya turuna çıkma gibi bir hayalin var mı?

Hayır, böyle bir hayalim hiç olmadı. Gittiğin şehrin en güzel restoranlarında, kendini içinde en iyi hissettiğin kıyafetlerinle, yanında sevdiklerinle yemek yiyebiliyorsan; tamam. Onun haricinde benlik bir durum değil. Bu noktada biraz hedonist biri olduğum söylenebilir belki ama ben bisikletle kısa turları daha çok seviyorum. Dünyaya sırtında çantasıyla meraklı gözlerle bakan bir çocuk olmayı seviyorum. Yanımda bisiklet olmasa da olur…

Bunlar da ilginizi çekebilir

avatar
  Subscribe  
Bildir
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.